7 Ekim 2009 Çarşamba

Kokunu unutmuşsun burda, gel ve al, al ki oda spreyimle bastırmak zorunda kalmayayım artık...

5 Ekim 2009 Pazartesi

Yatağımın üstünü çantamla, üzerimden çıkardığım kıyafetlerle, sigaramla, çakmağımla doldurmaya çalışıyorum. Kocaman bir boşluk kalıyor yine de dönmeni bekleyen...

3 Ekim 2009 Cumartesi

Al götür senden ne kaldıysa, ruhumu da al.
Acımasızca bakan gözlerini, acımasızc konuşan sesini de al.
Terliklerini al, nefesimi al, beni al.
Bakıyorlar yüzüme boş gözlerle, boş bir kadına nasıl bakılırsa.
Burcun olabilseydim keşke, tırnak makasın hatta.
Sana dokunabilen, sana erişebilen herşey olsaydım.
Yol olsaydım, sigara olsaydım.
Yüzüme çarpılan kapı olsaydım.
Benim dışımda konuştuğun tüm insanlar olsaydım.
Beni bırakıp gidememen için sen olsaydım...
Dünyanın üç farklı yerinde üç farklı kadın aynı şeye ağlıyordu. Hiçbiri bir diğerinin acısına erişemezdi. Şimdi sana seni anlatmaya çalışsan sanırım başaramam. Soğuk geliyor yatağım, baktığım aynalarda kendimi değil seni görüyorum. Sığmıyor yaşadığım acı hiçbir geceye, sığmıyor ellerim delinmiş ceplerine. Düştüm, aşkın en yüksek tepelerinden nefretin ayaklarına. Kapıyı açtım çekip gidebilmek için, sonra seni içeri alıp sürgüyü çektim. Bir piyon gibi sürüklendin sen bir o yana bir bu yana. Çirkin çocuklar girdi rüyalarıma, vücuduma yansıyan suretlerini silip atmak istedim. Hareketsiz kaldım sıkıştığım kuyuda. Uzanıp tutmak istedim evinin yırtık perdesini. Defalarca yürüdüm aynı sokakta, yüzüme her çarpışında o kapı kendimden daha çok nefret ettim. Arkamda ölü insanlar bıraktım. Şimdi çıkıp gelsen, yine sen varken çalsa o şarkı. Tek kişilik koltuğa iki kişi sığmaya çalışsak. Kapanan göz kapaklarımızın arasına iğne koyarak açık tutmaya çalışsak. Sarıldığımda bedeninin içinden diğer tarafına geçsem, sen benim diğer yarım olsan. İsmini duymayalı aynı evin içinde asırlar oldu sanki, sesini duymayalı. Yanakları pembe olan, sarışın bir adam girse dünyamıza, biz yine insanlara yeni hayatlar yüklesek. Belki de yalanlar söylüyorsun kendine, öldüğüme inanıyorsun belki de... Uzanabileceğin kadar yakınında olmam canını acıtıyor belki de... Sen gizlemeyi iyi becerirsin, tıpkı acizliği örtmeyi bildiğin gibi. Artık ağlamıyorum beni gören birileri varken, güçlü görünmeye çalışıyorum tıpkı öğütlediğin gibi. Yeni yollara gireceğiz zamanı geldiğinde. Hep bir iz taşıyacaksın benden, hep bir iz taşıyacağım senden. Belki de gerçekten öldük, özlediğin tene dokunamamaksa ölüm. Aylar geçecek sonra dönüp bakacağım arkama ve bana kalan sadece ölü çocuklarımız olacak. Beni kalbinden sildiğin an yatağındaki tek kadın ben olacağım.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Etrafıma bakındım, kimse yok. Yıllar sonra yeniden aynı evdeyim, aynı koku, ama ben buraya ait değilim, hiçbir yere ait değilim.
Kimsesizlik sarmış boş bedenlerimizi, nereye baksam silinmeyen bir itaatkarlık, neden buradayım?
Kaldırıp attım ayak parmaklarımı oldukları yerden, şimdi gidiyorum, birkaç hayat mahvedip geleceğim...

22 Ağustos 2009 Cumartesi

''Sevgi ne zamana kadar'' dedi bir kadın,
''yatağından onun kokusu gidene kadar'' dedi diğeri...

21 Ağustos 2009 Cuma

Adam usulca yaklaştı kadına ve ''merhaba'' dedi. Kadın ürkek bir şekilde ''şuan binlerce kilometre uzaktaki bir adamın yüzü için üzülüyorum'' dedi. Adam ''benim binlerce kilometre uzaktaki kadınımın yüzü aklımda bile değil'' dedi. Kadın aşağılayarak baktı adama. İçinde bir yerlerde onun kadınının yüzü vardı, masum, habersiz, sevecen, mutsuz ama herşeye rağmen kalbinden sevgi eksik omayan bir kadının yüzü. Çok tanıdık geliyordu yabancı kadın. Çünkü o kadın biriktiriyordu kırıklarını pandoranın kutusunda tıpkı kendisi gibi. Düşündü, çok düşündü, adam hala yanında oturuyordu. Kadın bir içki daha söyledi ve düşünmeye devam etti. Hayat adil değildi onun düşüncelerinde. Ne çok sevmişti, ne kadar az sevilmişti...
Ölümü düşündü sonra yok olup gitmeyi. Kendini kandırdı sonra, binlerce kilometre uzaktaki adamın onu ne kadar çok sevdiğini düşünerek. Göz yaşları yavaşça dudağını ıslattı. Bu tat hayatı boyunca ona en lezzetli gelen şeydi. Biliyorduki bir kadın ağlarsa bir yerlerde başka bir kadının kalbine dokunur bu. Bu defa yanındaki adamın uzaktaki kadınının kalbine dokunmuştu. Acıyı kendi yaşıyormuşçasına hissediyordu. İliklerine kadar buz kesti sonra. Etrafına bakındı ama kimseyi göremedi. Bilmiyordu ki bu hikayedeki tüm kadınlar onu anlatıyordu...